Coğrafi İsim

Keşiştepe

Etkinlik Tarihi

21/03/2015

Etkinlik İçin Gereken Süre

< 24 saat

Yıllardır bizim şenliklere gelen, üstüne kendi şenliği düzenleyen Serkan Ertem'e iadeyi ziyaret, ne kadar da kardan kıştan hazzetmesem de, farz olmuştu bi kere..

Kış temel eğitimini 2003 Aralık ayında Aladağlar-Yedigöller bölgesinde almış ve ilk kez o ozaman -28 görmüş bir adam olarak;  dağlarda karla kışla işimin ,daha sonra da pek hayırlı gittiğini söyleyemem(bi ara anlatırım:)) Velhasıl en son 2006 yılında taktığım krampon ve tozlukdan bu yana, çok uzun zaman geçmişti ve üstüne adamlar "kazmanı kramponunu kap gel" diyodu..  İşte bu çelişkiler içinde ilerde, uzak bi ses belirdi ve gel diyordu gell..

Mami'nin sesiydi bu:))

Ufak bi plan değişikliğiyle beraber Ayhan(Ozel) ve Aykut(Bayraktar)'la gidiyoruz deyince; tozlu raflardan malzemeleri indirmek farz olmuştu.. Nitekim o kadar küflüymüş ki kıyafetler, şenlikte kar-kış fashion'nın ne kadar değiştiğini görünce, benim kış dağcılığının da ne kadar eskide kaldığını canlı canlı yaşamış oldum.

Neyse çıktık yola ki bir gece önce karın yağdığı haberi, gönüllerimize de kar olup yağmıştı. Cumartesi sabahın ilk ışıklarıyla beraber dönen tekerle, İzmir'den kuzeye gittikçe yağmur ve karabulutlar gittikçe kötüleşiyordu. ee tabi ekibin (ben hariç:) yaşı gereği:)) havayı gördükçe starbucks kahvelerinin daha yavaş içmesine; yolumuzun zaten çok uzun olacağı fikri ve o gün tırmanış olamayacağının rahatlığıyla keyifli bir şekilde uludağ eteklerine kadar sürdü. Ve işte o zaman karla ve zincirle imtihan da başlamış oldu. Ayhan abinin yedek çantasının(3 takım zincir) rahatlığıyla ve tak-çıkar mesaisiyle oteller bölgesine ulaştık.

Ve tabiki kar yağıyordu..

Otoparkta çantalar hazırlanıp, üstler başlar değişilince ve gayet outdoor halimizle birer kahve içelim diye otelin lounge'ına çıkılması farz oldu tabiki:)) Pencere kenarında, geniş koltuklara yayılan bu yaşlı bedenler (ben dahil;) yağan karı gördükçe, geniş koltukların ve arkada yanan kaloriferin verdiği gevşemeyle "gece şuraya iki mat atsak da takılsak mı acaba" diye geyiklere neden olacak kadar gevremişti:))

Havanın kararmasına yakın, çadırları kurmak için karla ilk mücadele başladı tabi..  Mami ve Ayhan abi bir çift, aykut abiyle ben de diğer çift olarak çadırların başındaydık.. Kışın çadır kurmak için karda yer açmak gerek malumunuz.. Allahtan çevrede çok çadır kurulmuş ki onlarda kürek var tabi..

Tabi yaa kürek vardı dimi.. 

Kaz çocuğum, kaz ki yer açılsın çadır kurmak için.. Yanlızca kazmak yetmez.. Ez oğul ez; kar otursun, altın düz olsun, rahat uyu diye.. Tüm unuttuklarım öyle tozun dumanın arasından gün yüzüne çıkıyodu ki; insanın unuttuğu şeyleri, hatırlamasına dair yaşadığı sevinç de işin tatlı ve nostaljik kısmıydı tabi.. Yer hazır, çadırlar kuruldu, yerleşke tamam.. Bi poşette taze kar zulaladık mı kış dağcılığına giriş 1 dersi biter.. Yemek işini halledip dağcı içten ısınır prensibiyle kahveler içildikten sonra, sabahın suyunu hazır etmek üzere kar eritmece.. Toz toprak yine zihin:)) 

Normal olarak beni ilk defa kışın dağda gören Aykut(Türem), Mustafa(Yeşildal) ve Serkan'ın t.şağına nail oldukdan sonra;)) Yan çadırdan gelen koro sesi;) dışarıdan gelen çağrıya İzmir temsilcisi sıfatıyla katılacağımın habercisiydi.. Akşam toplaşması, Serkan'ın hoşgeldin merasimi, şenlik sponsarları hediyelerinin takı töreni vs. derken , ev sahibi'nin çadırında kek ve çay ikramından sonra çadıra dönme vakti geldii..

Ne yapıyoduk.. tuluma ince gir, sabah giyeceğin malzeme tulumun içinde sıcak kalsın, hatta unutmadan şu botun tabanını da tulumun içine aldık mı artık sabah olabilir. 

((buraya kadar elimizde fotoğraf olmaması sebebiyle ve bazı anların kareleştirilemeyeğinden ötürü yoğun tasvire sebeptir))

Keşiştepe lojistik açısından çok iyi bir bölge. İkinci bölgeye kalkan telesiege, kütlenin çok yakına kadar gidiyor. Şenlik organizasyonu sebebiyle sabah 6-7 arası bizi yukarı götürmek için çalışıyordu ama normal zamanlarda 8 civarı açıldığını söylediklerini hatırlıyorum.. tırmanış yapmak isteyenler önceden kontrol etmeli.. 

Telesiege'den indikten sonra yaklaşık 20-30dk bir yürüyüşle alttaki toplanma alanına vardık.. ve artık ayrılmak gerekiyordu..

Ve beklenen buluşma o an gerçekleşti.. yıllardır birbirimizi çok iyi bilsek de, bu zamana kadar hiç ipe girmediğimiz Aykut abiyle ilk tırmanış olacak.. Benim için önemli bir buluşma ki, daha sonra da beni hem tırmanışıyla,hem de öğrettikleriyle  bir kez daha hayran bırakmıştır. Aykut abi'nin nasıl bir dağcı olduğunu bilen bilir ama bunu canlı seyretmek ve paylaşmak da ayrı bir keyif..Bu duyguyu bir çok kez Zorbey'le tırmanırken yaşamış olmak bir alışkanlık olsa da, aynı hissi çok uzun yıllar sonra Aykut abiyle, kış tırmanışıyla dağlarda yaşamak da ayrı bir tecrübe tabi..

Vahşi Keşiş Rotasına girelim diye çıktığımız yol; 2 gündür yağan kardan sonra bele kadar batan karda iz açmaya çalışarak, kısa ama uzun zaman süren bir yola dönüştü haliyle.. ben iz açmakla cebelleşirken, meğerse Aykut abi rota kesermiş.. Rota (vahşi keşiş rotasının sağındaki dik kulvar) altına doğru çağırınca, bu çağrıya cevap vermemenin ayıp olacağını düşünerek yolumuzu yeni rotaya kırmaktan başka çare de kalmadı tabiki.. 

Öncelikle bu zamana kadar yaptığım tüm tırmanışlardan farklı olduğunu söylemek gerek.. Ne kadar tecrübem olursa olsun Miks Tırmanışın ayrı bir engram ve tırmanış mantığı var. Ki bunu zaten ilk ip boyunda anlıyorum.. Aykut abinin bir ceylan:)) gibi sekerek geçtiği yerde -emniyet imkanı çok zayıf -ki biz hiç atamadık- top rope bile tırmanırken tedirginim. Kazmalarla ve kramponla yükselmek gerçekten çok farklı.. Nitekim kendime orada çok kızdım işte.. Tırmanışın her alanından zevk alan ve yapmaya çalışan biri olarak karampon kullanmayı bu kadar unutmak-bilmemek; ilerisi için her yıl bir-iki kere de olsa tırmanmak gerek fikrini iyice yerleştirdi tabi.. Aykut Abinin geçtiği pasajdan sonra, geldiğimiz kar setinden yukarı baktığımızda; gelecek için pek umut vaad etmiyordu.. Dikliğe ve zorluğa nazaran emniyet imkanının zayıf olması, yukarı devam etmek yerine; sağa taversle ileride orjinal olabilecek rotanın varyantı olacak sırta ulaşmamızla, tatlı bir tırmanış olarak bitti. Sırtta yanan baldırları soğutmak için yayıldığımız güneşli karlı sırtta kahveleri yudumlayarak tırmanış hikayeleriyle bedeni bir huzur kapladı ki sorma.. Ve artık iniş vakti gelmişti.

Ayrıldığımız yerde Mami ve Ayhan abiyle buluştuğumuzda, ki biz indikten 3 saat sonra geldiler, 2'si hali hazırda bir de yeni olarak 3 rota çıkmışlardı. Herkesin eğlendiği, yaş ve tecrübe bakımından ekabir seviyede ekibin sanırım tatmini tamdı.

Tamam biz istediğimiz yeri çıkamamıştık ama olay bu değil miydi zaten. Dağ her zaman istediğini vermezdi. İstediğini almak için değil miydi tekrar dağlara gitmek; bitmeyen istek ve arzularımız için o taştan, kayadan  heybetli yapının üstüne çıkmaya çalışmak. Ve biz şanslı kullar için, bir sonraki sefer deneyebilmek adına bile gittiğin yerden geri dönebilmek..

Nitekim bizde döndük.. Ama hava burda da hiç açmadı Serkan:)) bence nazarın değdi..

İzmir'den selamlar..

 

Ekip: Muammer Yalçın, Ayhan Ozel, Aykut Bayraktar, Evren Kirazlı

Foto: Evren Kirazlı, Aykut Bayraktar

(kapak fotoğrafı alıntıdır)